BİR’lik Bilinci, Koşulsuz Sevgi, Uygulama Ve Bunların Sapması Olan Diğer Durumlardaki Yanılsamalara Dair

Bu tür bilinç halleri, başkalarından beklememiz için değil,  Kendimizin uygulaması içindir… Bir başkasının bunları uygulayıp uygulamadığıyla bizim hiçbir bağımız yoktur… Genelde düşünülen ve söylenen:  ”O sözde, bu sözde, o uygulamıyor, bu uygulamıyor, kimse uygulamıyor.”

Burda farkedilen durum: BİR’lik bilincinin, koşulsuz sevginin, anlayışın, şefkatin, empatinin TAM OLARAK NE OLDUĞUNUN ANLAŞILMAMASI…

Bunlar Dışardan birinden beklenilmek için değil, bizim uygulamamız içindir:

Beni anlamadı! Beni koşulsuz sevmiyor! Bana empati kurmuyor!

demek yerine: ”Ben onu anlamadım, benim anlamam gerek, ben onu koşulsuz sevmedim, benim ondan sevgi beklemem yerine; benim sevmem gerek, benim empati kurmam gerek” demektir…

Dışarıdan beklediğiniz şey, ASLINDA sizden beklenen ve sizin uygulamanız gerekendir… Empati kurulması beklenmez, empati kurulur… Anlayış beklenmez.. Anlayış gösterilir… Başkalarıyla uğraşıldığı sürece kişi yerinde sayar, çünkü bunlar dışarıyı değiştirmek için değil, kendi İÇinizi değiştirmek içindir ve İÇiniz değiştiğinde, ASLINDA sizin İÇinizin yansıması olan dışarısı da değişecektir… Şu var ki: DEĞİŞSİN DİYE YAPTIĞIMIZDA, BU SAMİMİYET İÇERMEZ… ve değişmez… Anlayış görmek adına anlayış gösteriyorsanız: kendinizi kandırırsınız =) Koşulsuz sevilmek adına koşulsuz sevmeye çalışırsanız: adı üzerinde, koşulsuz sevilmek için (sevilmek için) Sevmek istiyorum! derseniz.. Kendinizi kandırırsınız..

Ne zaman ki; Farketmez.. Ben bunları karşılık beklediğim için yapmıyorum der ve yaparsanız… O zaman BEKLEMESENİZ DE… ”BEKLEMESENİZ DE” dönecek olan budur… Bu gerçeği ancak yaşayarak, Deneyimleyerek FarkedebilirsinİZ… Anlamaya çalışın, anlayamadığını bile anlamaya çalışın… Ne bekliyorsak o ASLINDA bizim uygulamamız, vermemiz gerekendir… Bunu bir söz, bir teori olarak kabul etmeyin, SADEce yaşayın ve görün GERÇEK olup olmadığını… Tüm bilgiler, teknikler, uygulanmadıkça sadece bilgi olmaktan öteye gitmez, Yaşanabilmesi için Uygulanması gerekir. Ve BAŞKALARININ UYGULAYIP UYGULAMAMASI BİZİ İLGİLENDİRMEZ, BİZ BİZE, KENDİMİZE BAKMALIYIZ, BUNLAR BİREYİN kendi başına deneyimleyebileceği gerçeklerdir, kimse bizim adımıza yaşayamayacağı gibi, biz de başkası adına yaşayamayız. Bir kere Her şeydeki kusursuzluk, mükemmellik görüldüğünde; kusurun bakan gözde olduğu (algıda, perdede) anlaşılır. Peki bu kusurlu bakan göz de GERÇEKTEN kusurlu mudur? Hayır… Her şey olması gerektiği gibi mükemmeldir.. BİR sınırlılık gibi görünen durum, o hal içindeki duyguları yaşamak için gerekendir. Karanlık olmazsa Aydınlık da olamazdı, korku olmazsa SEVGİ’nin deneyimlenemeyeceği gibi… Aşağısı olmazsa nasıl yukarı olabilir? Soğuk olmazsa nasıl sıcak olabilir? ”HER ŞEYİN BİRBİRinden AYRI OLUŞU” OLMAZSA ”HER ŞEY OLUŞ” NASIL DENEYİMLENEBİLİR? =) KISITLANMAYI, SINIRLILIĞI DENEYİMLEME HAKKI OLMADAN GERÇEKTEN SINIRSIZ ÖZGÜRLÜK NASIL VAROLABİLİR? Zıttıyla VAROLUR HER ŞEY.

İÇînizdeki Koşulsuz Sevgi’yi, Herkes ve Her Şeyin SİZ olduğunuzu bulabilirsinİZ. Arayış ve bulacağınız budur.. Aydınlanma denilen şey budur… Kendinizi bulacağınız ve kendinizi kendi İÇ’inizde bulacağınız denilen şey budur..

Herkes BİR kardelendir. Kardelen diğer çiçeklerle aynı fiziki özelliğe sahiptir tıpkı insanların aynı fiziki özelliğe sahip olması gibi… Ama İÇindeki GÜNEŞE, IŞIĞA ulaşma arzusu: KARI DELDİRİR…

Bir insanın Her Şeyde, her durumda, olayda vereceği nihai tek ”GERÇEK” tepki vardır: SEVGİ (koşulsuzca) Ve bunlar; karşıdan beklenilen değil, bizim vereceğimiz şeylerdir.

Yorum yapın

Kategorisi Yazılar

Değiştirmek İstediğiniz Davranışlarda Neden’e İnin

   Çoğumuz, ”Kızmamalıyım biliyorum ama kızıyorum, Eleştirmemeliyim biliyorum ama eleştiriyorum, Bağırmamalıyım biliyorum ama bağırıyorum, Yargılamamalıyım biliyorum ama yargılıyorum” vb. düşüncelerle, pişmanlık gibi olumsuz duygulara giriyoruz. Eğer bu tür olumsuz bir şeyleri yapmayı kendimize uygun görmüyorsak, bunu bir zorunluluk olarak görmekten öte, neden bu tür davranışlarda bulunmamamız gerektiğini kendi kendimize sorgulamamız, yapıcı bir çözümü getirecektir. Çünkü Şartlandığımızda Öz’ü kaçırabiliriz. Neden yapmamamız gerektiğini düşündüğümüzün Öz’ünü hatırlamadıkça, yapmayı istediğimiz şey, sadece görev gibi algılanacaktır; dışarıdan dayatılan ve bizim için amacı olmayan bir görev gibi.. Halbuki, bizim yapmayı istemediğimiz bu olumsuz davranışlar, tamamen bizle uyuşmadığından, özümüzle uyuşmadığındandır. Ve bizimle uyuşmayan şey, özümüzle uyuşmayan şey: 1-bizi hasta eder (hem ruhsal hem fiziken) 2-Mutsuz oluruz. Eğer bu davranışları, ÖZ’ümüzle uyuşmadığına karar verdiğimiz halde tekrarlıyorsak, bu tamamen olayın özünü, niçin yapmamamız gerektiğini unuttuğumuzdandır. Bunu da Sorgulayarak hatırlayabilir ve idrak edebiliriz..

-Kızdım ama kızmamalıydım (burda Sorgulanması gereken durum: ”NEDEN kızmamalıydım?” )

Çünkü; karşımdaki kişi benim sevdiğim biri ve ben de onun sevdiği biriyim, ne yapmış olursa olsun, bu kişisel değildi, ne yaptığının farkında değildi.

Çünkü; karşımdaki kişi bir insan ve birçok problemi var, ne yaptığının farkında değil.

Çünkü; hepimiz Bir’iz, karşımdaki her kişi benim yansımam, O benim. Kendime nasıl davranmam gerekirse, ona da öyle davranmam gerek. Kendime her durumda nasıl davranılmasını istiyorsam, herkese de öyle davranmalıyım.

Çünkü; O, bu yaşına gelene kadar çok farklı sorunlar yaşadı, farklı görüşlere sahip oldu, bu şekilde hareket etmesi, ne yaptığının farkında olmaması normal. Bu anlayış bana uyan anlayış, beni mutlu kılıyor ve Kendim olmamı sağlıyor.

 Hepimizin yapmamamız gerektiğini düşündüğümüz durumlar için, kendimize uygun gördüğümüz bir veya birçok gerekçemiz vardır. ”NEDEN” ve ”NİÇİN” soruları, bizi bu durumun özgürlüğüne götürür. Bu örnekle, kendimize uygun görmediğimiz diğer tüm davranışları da sorgulayarak düzeltebilir, olumsuz alışkanlıkları, yeni, bize daha uygun davranışlarla değiştirebilir ve bunları alışkanlıklarımız haline getirebiliriz. Ne yaparsak yapalım, bir şeyi görevmiş gibi algılamayalım. Bunu Biz istediğimiz, haz alacağımız ve bize uygun olduğunu düşündüğümüz için yapalım. Dışarıdan dayatılan hiçbir şey olmasın. Kendimiz olalım. Herkesin Öz’ü Sevgi’dir, aksi şekilde hareket eden herkes, Öz’ünü duyumsayamadığından dolayı Korkuyla hareket eder.

3 Yorum

Kategorisi Yazılar

Anlaşılmak mı istiyoruz… Nasıl?

Anlaşılmak mı istiyoruz? Anlaşılmak için Anlaşılır olmak, anlaşılır olmak için önce Anlamak gerekiyor olabilir mi? Birinin bizi anlamasını istiyorsak, kendimize soralım; BİZ başka Birini Nasıl ANLAYABİLİRİZ? Bunu çözdüğümüzde önce O’nu anlarız sonra kendimizi de anlaşılır yapabiliriz ve en önemli şeyin Anlamak, anlamayı karşıdan beklemekten öte bizim uygulamamız gerektiğini, uyguladığımızda da Ne kadar beklemesek de bize dönecek olanın Anlaşılmak olduğunu farkederiz.

2 Yorum

Kategorisi Yazılar

Ne verirsek O’nu alıyoruz. Verebildiğimiz şey bizde(içimizde) olan ve bize dönecek olan değil midir?

       Genelde BİZler çevremizdekilere herhangi bir durum esnasında güzel dileklerde bulunuruz, ”muhteşem güzel bir gün dilerim”, ”mutluluklar dilerim”, ”başarılar dilerim”, ”huzurlu, sağlıklı, neşe dolu zamanlar dilerim” vs. gibi.. Bunlar tabir-i caizse kimimiz tarafından otomatikleşmiş hale gelmiş olabilirler. Bu otomatik hal; duygu ve his içermeyebilir ama, bu kelimelerdeki dileklerimizi İÇten dilediğimizde, şaşmaz bir şekilde bu dileklerin bize döneceğini bilmeliyiz. Bizim içimizdeki güzel dilekler bizi yansıtır, biz içimizi dışarı vurdukça dışarısı da o şekilde bize Yansır… Her güzel dileği, hem karşımızdaki dileklerimizi sunduğumuz Değerlimiz için, hem de kendimiz için eşi olmayan bir fırsat ve güzellik olarak hatırlayabiliriz.

       Her gün, her sabah Güzel bir gün dilememizi Engelleyen bir şey var mı? Diliyor muyuz? Karşılaştıklarımızın güzelliklerini gördüğümüzde bunu söylememize Engel olan bir şey var mı? Böyle yürekten paylaştığınız dileklerinizin O Anda size ve karşınızdakine neler hissettirdiğini hatırlayabilir misiniz? Nasıl hissetmiştik?

       Anonim olarak paylaşılan ünlü bir hikaye : Yaşlı bir adamın iki köpeği varmış, biri siyah biri beyaz, birisi hırçın ve kavgacı, diğeri barışçıl ve sevecen, biri acı dolu, diğeri mutluluk dolu, yaşlı adamın torunu sormuş dedesine: -Dede senin köpeklerin kavga ettiğinde hangisi kazanır? Dede: Ben hangisini daha çok beslersem O kazanır… Demiş.

 (mutluluk ağacını besleyen mutluluğun meyvesini almaz mı?) .

4 Yorum

Kategorisi Yazılar

Neye bakarsak O büyür, Gerçeğe bakıp görebiliriz ve onu büyütebiliriz.

 

Birisi sana gelipte; Sana karşı yalan söylemiş olduğunu söylerse, söylemiş olduğu yalana değil Şimdi yaptığı dürüstlüğüne bak, birisi sana; kendisiyle ilgili senin tasvip etmediğin bir yanını söylediğinde, tasvip etmediğin şeye diil, onun açıkyürekliliğine bak, birisi birine yardım etmek için seninle görüşmesini ertelediğinde, seni ertelemesine değil, Yardım etme çabası, gayretine bak.

6 Yorum

Kategorisi Yazılar

Mucizeyi Farkeden Sıradan BİRi…

Bir adam varmış, hayatındaki güzellikleri anlatırmış hep, kimisi dinlermiş, kimiside burun kıvırırmış, birgün sormuşlar; neden hep böyle kendi hayatından bahsedersin? Anladık çok güzel şeyler yapmışsın, yaşamışsında nedir bu cakan, havan? Demiş ki; Ben hayatımdaki değil Hayattaki, hayatın kendisindeki güzellikleri paylaşıyorum, ben ”Sıradan” biriyim, SADEce herkesin bunları başarabileceğini kendi sıradanlığımdan BİLENİM. İsterim ki; Herkeste bunu BİLSİN…

1 Yorum

Kategorisi Yazılar

Aşağısı varsa yukarısı, Sorun varsa Mutlaka Çözümü de vardır

Aşağı varsa yukarı, soğuk varsa sıcak, geri varsa ileri, korku varsa sevgi ve sorun varsa mutlaka çözümü de vardır..  Aşağı bakan yukarıyı görebilir mi? Soğukta duran sıcağı farkedebilir mi? Geriye bakan İleriye gidebilir mi? O halde Yukarıyı görebilmek için Yukarıya bakıp odaklanmak, Sıcağı hissedebilmek için Sıcağa dönmek, Korkuyu yok etmek için Sevgi’yle hareket etmek, Sorunu çözmek için Çözüme odaklanılması gerekmez mi? Bu hayatın kendimizi keşfetmek ve deneyimlemek adına Kusursuz Dengesi olabilir mi? Her Sorunun Mutlaka çözümü vardır, yeter ki; İsteyelim, İnanalım ve İtimat edelim.

Yorumlar kapalı

Kategorisi Yazılar